12 Ocak 2015 Pazartesi

YENİSİNDEN BİR YIL

Bir yılı daha iyisiyle kötüsüyle tükettik gitti. Günler hızla akıp gidiyor tamam da Aralık ayı daha bir hızlı geçiyor gibi. Sonuç olarak yıl bitti hepimiz bir yaş daha büyüdük.
Bu yıl yine bir Aralık itibariyle ağacımızı süsledik. Evimizi  yeniyıl konseptine uydurduk.  


Bir ay boyunca kırmızının yeşilin mumun kozalağın dibine vurmuş olduk.
Açıkçası 2014 yılı için söyleyebileceğim çok fazla bir şey yok gibi zaten blog yazıları için çok verimsiz bir yıl olduğu kesin lakin topu topu   on tane yazı anca yazabilmişim. Blog için biraz tembelim ama kalem defter için aynı şey söz konusu değil. Zira  2014 yılının ajandasını günlük gibi kullandım. Duygumu düşüncemi gezdiğimi gördüğümü her şeyi yazdım. Çokta hoşuma gitti. Aynı şeyi bu yıl içinde yapmaya başladım.



Her yıl bu zamanlar için bir gezi planı yapmayı geleneksel hale getirmiş olsam da  bu yıl hiç bir şey planladığım gibi olmadı. Kimi zaman sağlık sorunları kimi zaman kızların eğitim durumları kimi zamanda  tur şirketi tarafından iptal edilen gezi programı sayesinde bu yılı yurt dışı gezisi yapamadan tamamlamış olduk.
Ne diyelim sağlık olsun...
   

 



Yılın ilk gününe Viyana Filarmoni Orkestrasının yeni yıl konseri eşliğinde yaptığımız kahvaltıyla  başladık. Çekirdek ailenin tüm fertlerine yeni yıl hediyesi olarak aldığım pijamalar pek bir beğeni topladı. İpek kızım bunu geleneksel hale getirmemizi ve  bundan sonra  yılın ilk günü yeni pijama giyilmesinin hoş bir etkinlik olacağını söyledi.


Benim bu yeni yıldan tek bir beklentim var Her günkü sıradanlığı yaşamak. Belki farkında olmuyoruz ama aslında öyle büyük bir şans ki hayatı rutin halde yaşamak. Telaşsız olabildiğince sıradan. Sabah aynı saatte uyanmak gibi mesela alarmı 06:45'e kurmak sonra beş dakika daha diyip alarmı kapatmak gibi, Sonra kalkıp evde bir tur atıp kahvaltı paketlerini hazırlamak gibi, aceleyle evden çıkıp asansörü çağırırken bir şey unutup eve geri dönmek sonrada hızlıca dolmuşa yetişmeye çalışmak gibi.
Bu gün bitse de  hemen eve dönsek düşüncesi gibi. Eve geldiğimde kızları odalarında bulmak gibi.
Akşama ne pişirsem derdi gibi. Aynı saatte yemek masasına oturup sona kalana sofrayı toplatmak gibi. Her cumartesi pazara gidebilmek her seferinde alınan yeşilliklere söylenmek gibi.
Çok sıradan , çok basit ve çok bizim ol  2015...


25 Kasım 2014 Salı

GİDİŞAT

İpin ucu kaçtı sanırım ama yanından yöresinden tutup bir yerlere bağlamak lazım.Koca bir yazı iyisiyle kötüsüyle geçirdik gittik.
Bu sene evin büyük kızı 11.sınıf küçük kızı 5.sınıfa başladı.Malum bir süre sınav maratonuna ara vermişken bu yılla birlikte nazlı kızımın stres dolu günleri başlamış oldu.Yaz tatilini de bu sebepten ötürü kısa tutmuştuk.Kısa ama pek dolu bir Gökçeada gezisi yaptık.İçinde bir sürü anı bir sürü yeni deneyimler olan bu gezi ayrı bir yazı konusu olacak yada öyle umut etmek istiyorum.
Tatil işini sonlandırıp Eylül ayı itibari ile kızlar eğitim öğretim bizler işimize gücümüze dönmüş olduk.

Yazı bitirip sonbaharı ettik etmesine ama bu seneninin sonbaharı daha mı bir güzel yaşanıyor ne bildiğin renk cümbüşü ağaçların gölgeli renk değişimleri sarının yeşilin kırmızının binbir tonu kısaca yeri göğü dolduran başdöndürücü sonbahar alametleri...

ağaçlar yapraklar kozalaklar gözüm hep sağda solda hepsini alıp eve doldurasım var.Ağaçların dökülmüş pürüzlü kabukları,minik çam meyveleri,kozalaklar,döne döne toprakla buluşan ağaç tohumları yer değiştiren göçmen kuşların güzelim tüyleri ve yere düşen her ne varsa almak istiyorum.Tabi bu konuda hevesli olan bir tek ben değilim evin küçüğü de benden geri kalmıyor bu konuda.


Şimdilerde evimiz kış ve yavaş yavaş yeni yıl modunda.Yıl bitiyor ya bende acayip bir telaş bir panik hali anlatamam sanki yıl bitiyorda ne oluyor diycem ama öyle değil bir sürü şey yapasım var.Bir taraftan örgü örüyor diğer yandan kozalak boyuyorum yetmedi toplanan taşlara resim çizip boyuyoruz İpek'le daha bitmedi birde dikiş işine bulaştım.Kumaştı fistoydu su taşıydı derken ufak ufak örtü,yastık işine de el attım şimdi gelde bu kadar işe zaman ayır.Kolay mı ayol ben çalışan bir insanım ama yok. Şimdi gelde çık bu kadar işin içinden diycem ama seviyorum işte ne yapayım var mı doktor bunun çaresi:))

Bu kadar aksiyondan sonra gecenin sessizliği çöktüğünde çayla kahveyle yada bir kadeh şarapla kitapların büyülü dünyasında kaybolmak tüm yorgunluğu alıp götürüyor.İşte bizim evin bugünlerdeki gidişatı.. 




25 Ağustos 2014 Pazartesi

MAYIS'TA ANTAKYA

 
Hayat gezince güzel diye boşa söylenmiyor. Keşke olanaklarımız ve zamanımız elverse de daha fazla gezebilsek.
 Uzun zamandan beri gitmek istediğimiz ama bir türlü fırsat bulamadığımız Hatay gezisini bu yılın Mayıs ayında gerçekleştirdik. Yanımızda Bursa'daki kazanımlarımız olan dostlarımızla adım adım dolaştığımız bu şehri biz çok sevdik.
Her ne kadar sınır bölgelerinin gergin ve karmaşık duygularının inceden inceye hissedildiği şu günlerde tedirginlik olsa da  onca  medeniyete kucak açan  kadim topraklar bunun da üstesinden gelecektir. 


Hatay şehir merkezi yani Antakya gezimiz Mozaik Müzesi ile başladı .Başladık başlamasına ama müze taşınacağı için sadece yüzde onluk bölümü ziyarete açıktı. Neyse ki müzenin en önemli eseri olan ve en çok görmek istediğimiz Antakya Lahdi tüm ihtişamı ile sergilenmekteydi. Önünde uzun uzun durup hayranlıkla ayrıntılarını hafızama kazımak istedim.








 
İçinden  nehir geçen şehirler ayrı bir güzeldir. Antakya'yı da Asi Nehri ikiye  ayırıyor ama ne yazıkki  asiliği sadece isminde kalmış gibi lakin akan  su miktarı bir hayli azdı.
 
Hoşgörü şehri Antakya tüm dinlere ait ibadethaneleri, daracık sürprizli taş sokakları, dışarıdan bakıldığında sadece ev sandığınız ama kafanızı kapısından uzattığınızda muhteşem bir avluyla karşılaştığınız  güzelim konaklarıyla gezilesi görülesi bir şehir.
 
 
 
 
 
Bu gezi birazda lezzet turuydu aslında. Hatay mutfağını anlatmaya gerek yok sanırım. Tepsi kebabı,  mezeleri ,baharatları, salataları , künefesi hepsi birbirinden
şahaneydi.
 
 


Birde esnafı varki bahsetmeden geçmek imkansız. Çarşısından lokantasından cafesinden her nereye girerseniz samimiyetle ağırlanan bir misafir olduğunuzu hissediyorsunuz.






İki günlük gezi sonunda hafızamızda  güzel anılar damağımızda muhteşem tatlarla Antakya'dan ayrıldık.








5 Haziran 2014 Perşembe

URLA'DA ŞİİRİN İZİNDE....

Sevmiyoruz sıcağı ve  kalabalığı.O yüzdendir tenha zamanları seçişimiz o yüzdendir herkes giderken dönmeyi yada herkes dönerken gitmeyi  seçişimiz.


Usul usul dolaşıp keşfe çıkmak,göze kestirilen kafelerde soluklanmak, gezi öncesi yapılan araştırma sonucunda alınan notlar yüzünden  kimi zaman hüsrana uğramak....  






Birde ayak izleri vardır ya şehirlerde aranan işte Urla'da aradığımız yaşamının ilk on dört yılını burada geçiren Nobel ödüllü Yunanlı Şair Yorgo SEFERİS. 1914'te ailesi ile Atina'ya göç edene kadar yaşadığı evini, eşyalara duvarlara sinen hüznü,dilsiz ama çok şey anlatan resimlerin her birine dokunarak dolaştık.



Yaşanmışlık kıymetlidir.Üzerinde izler taşır. Taşır da  gören neyi isterse onu görür...



YADSIMA

Bir güvercin gibi ak
o gizli kıyıda
susadık öğle üzeri:
ama tuzluydu sular.

Sarı kumların üstüne
adını yazdık onun,
ama bir rüzgâr esti denizden
ve silindi yazılar.

Nasıl bir ruh, bir yürek,
nasıl bir istek ve tutkuyla
yaşadık:yanılmışız!
Değiştirdik öyle yaşamayı.
                                                               Y.SEFERİS


4 Haziran 2014 Çarşamba

ALAÇATI


Biz gezdiğimizde Nisan ayıydı yani bahar.Havada limonata tadında bahara yaraşırdı şimdilerde takvim Haziran desede hava durumunun pek taktığı yok gibi.Gök gürültülü sağnak yağmur kimi zaman dolu derken yaklaşık iki haftadır gayet serin ve ıslak günler geçirmekteyiz. Şikayetçimiyim haşa lakin severiz biz serini yağmuru iyi gelir bize.